Bu aziz millet, tarih boyunca nice fırtınalara göğüs germiş, nice ihaneti bertaraf etmiş asil bir millettir. Türk milletinin karakterinde esarete boyun eğmek değil, hür yaşamak vardır. Çünkü bu vatan, kolay kazanılmış bir miras değil; uğruna can verilen, kan dökülen ve dualarla yoğrulan kutlu bir emanettir. Yüzyıllar boyunca kimi zaman dışarıdan gelen ordular, kimi zaman içeriden beslenen ihanet odakları bu milleti diz çöktürmeye çalışmış; ancak her defasında karşılarında bayrağından, devletinden ve bağımsızlığından vazgeçmeyen sarsılmaz bir irade bulmuşlardır.
Bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca sınırları, ordusu ya da ekonomik gücü değildir. Asıl güç, ortak değerler etrafında kenetlenebilen bir millet olmaktır. Aynı acıya gözyaşı döken, aynı sevince ortak olan ve gerektiğinde aynı safta omuz omuza durabilen insanların oluşturduğu birlik ruhu, bu toprakların en büyük hazinesidir. Anadolu'nun mayasında ayrılık değil kardeşlik, teslimiyet değil direniş vardır. Asırlardır bizi ayakta tutan da işte bu sağlam mayadır.
15 Temmuz, sadece bir darbe girişiminin engellendiği bir gece değildir. O gece, millet iradesinin hiçbir vesayet odağına teslim olmayacağını bütün dünyaya ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. Tankların, uçakların ve silahların karşısına çıkan insanlar, yalnızca bir kalkışmayı durdurmadılar; bağımsızlığına sahip çıkan bir milletin destanını yeniden yazdılar. Sokaklarda buluşan milyonlar, siyasi görüşlerini, hayat tarzlarını ve farklılıklarını bir kenara bırakarak tek bir ortak değerde birleşti: Vatan.
Demokrasinin temeli, farklı düşüncelerin bir arada yaşayabilmesidir. Fikir ayrılıkları toplumların zenginliğidir. Ancak söz konusu vatanın bağımsızlığı, devletin bekası ve milletin geleceği olduğunda hiçbir farklılık, ortak değerlerin önüne geçemez. Tarih boyunca bu ülke üzerinde hesap yapanların en büyük yanılgısı da işte bu gerçeği kavrayamamış olmalarıdır. Çünkü Türk milleti, en zor zamanlarda ortak vicdanını harekete geçirerek kaderine sahip çıkmasını bilmiştir.
Geçmişte yaşanan her acı, geleceğe bırakılmış önemli bir derstir. Tarih, yalnızca hatırlanacak bir hatıra değil; geleceğe yön veren bir rehberdir. Dün olduğu gibi bugün de ülkemiz üzerinde farklı hesaplar kurulabilir. Ancak bu millet, tarihinden aldığı güç, inancından aldığı cesaret ve birlik ruhundan aldığı kuvvetle her türlü oyunu bozacak iradeye sahiptir.
Çanakkale'de destan yazan, İstiklal Harbi'nde küllerinden yeniden doğan, 15 Temmuz'da iradesine sahip çıkan bu millet; dün olduğu gibi yarın da devletine, bayrağına ve bağımsızlığına sahip çıkacaktır. Türk milletinin en büyük gücü ne silahıdır ne de servetidir. Onun gerçek gücü; vatan sevgisi, sarsılmaz imanı ve gerektiğinde canını ortaya koymaktan çekinmeyen asil yüreğidir. İşte bu ruh var oldukça ay yıldızlı bayrağımız da ilelebet hür semalarda dalgalanmaya devam edecektir.
Geçmişten aldığımız dersleri unutmadan birlik ve beraberliğimizi korumak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Temennimiz odur ki Rabbim milletimize bir daha böyle karanlık geceler yaşatmasın, birlik ve kardeşliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Devletimize güç, milletimize huzur, dirlik ve beraberlik nasip etsin. Allah, bu aziz vatana bir daha 15 Temmuz gibi acılar göstermesin; ay yıldızlı bayrağımızı kıyamete kadar hür ve bağımsız dalgalandırsın.
Asûde Fatma Erbaş
Sivas'ı Suçlamayın, Vicdanı Konuşturun
Aradan tam otuz üç yıl geçti...
Bir nesil büyüdü, yeni nesiller dünyaya geldi. Fakat ne yazık ki bazı zihinlerde değişmeyen tek şey, 2 Temmuz 1993'ün yükünü hâlâ koskoca bir şehrin omuzlarına yükleme alışkanlığı oldu.
Benim bugün doğmamış çocuklarım, yarın dünyaya gelecek torunlarım neden hiç bilmedikleri, işlemedikleri bir suçun gölgesinde yaşamak zorunda kalsın? Neden sadece "Sivaslı" oldukları için üzerlerine sürülmüş bir kara lekenin yükünü taşısınlar? Adalet, nesilden nesile miras bırakılan bir suçlama mıdır?
2 Temmuz 1993'te yaşanan facia yalnızca Sivas'ın değil, bütün Türkiye'nin ortak acısıdır. O gün hayatını kaybeden her can bu milletin ortak değeridir. Acının ne mezhebi vardır ne de memleketi. Bu acıyı sahiplenmek hepimizin insanlık borcudur.
Fakat ortak acıyı paylaşmak başka, topyekûn bir şehri suçlu ilan etmek bambaşkadır.
Bir avuç provokatörün işlediği insanlık dışı bir eylemi, yüz binlerce insanın yaşadığı kadim bir şehre mal etmek hangi hukuk anlayışına, hangi vicdana sığar? Eğer şehirler suçlu ilan edilecekse, dünyada masum şehir kalır mı?
Sivas; tarih boyunca ilmin, irfanın, ozanların, şairlerin, yiğitlerin ve misafirperver insanların yurdu olmuştur. Böyle köklü bir geçmişi, birkaç suçlunun karanlığına mahkûm etmek yalnızca bugünün insanlarına değil, tarihe de büyük haksızlıktır.
Üstelik unutulmaması gereken bir başka gerçek daha vardır. Madımak'ta yaşanan acının hemen ardından Başbağlar'da da masum insanlar katledildi. Sivas'ta 33 can, Başbağlar'da 35 can... İki acı da aynı milletin yüreğine düştü. Aynı karanlık eller, bu ülkenin insanlarını Alevi-Sünni, sağcı-solcu, Türk-Kürt diyerek birbirine düşürmek istedi. Amaç; kardeşliği parçalamak, milletin arasına kin ve nefret ekmekti.
Ne yazık ki bugün hâlâ bu kirli senaryoya hizmet eden bir dil kullanılıyor. Olayın sorumlularını değil, bir şehri hedef alan ifadeler, acıları dindirmiyor; tam tersine yeni kırgınlıklar üretiyor.
Oysa bugün Sivas'ta düzenlenen anma programları bunun en açık cevabıdır. Devletin kurumlarıyla, vatandaşlarıyla hayatını kaybeden insanlar saygıyla anılıyor. Çünkü bu şehir acıyı inkâr etmiyor; acıyı sahipleniyor. Vicdan sahibi hiçbir Sivaslı, masum insanların ölümünü savunmaz.
Artık toplu suçlama dilinden vazgeçmenin zamanı gelmiştir.
Hiç kimse, doğmamış çocuklarımızı ve gelecekteki torunlarımızı işlemedikleri bir suçun mahkûmu hâline getirmeye hakkı olduğunu düşünmemelidir. Suç şahsidir; şehirlerin, nesillerin ve masum insanların sırtına yüklenemez.
Geçmiş elbette unutulmasın. Hayatını kaybeden herkes rahmetle anılsın. Ancak geçmişin acıları, yeni öfkelerin ve yeni ayrışmaların bahanesi yapılmasın. Çünkü acılar intikam için değil, ibret almak içindir.
Ben bir Sivaslı olarak şehrimin adının nefretle değil; kültürüyle, şiiriyle, yiğitliğiyle, misafirperverliğiyle ve kardeşliğiyle anılmasını istiyorum.
Sivas'ın vicdanını birkaç suçlunun karanlığına teslim etmeyin.
Çünkü şehirler suç işlemez.
Suçu insanlar işler.
Ve adalet, ancak suç işleyeni yargıladığında gerçekten adalet olur.
Asûde Fatma Erbaş
Son Köşe Yazıları
YOLCULUK VE YOLDAŞTekamül yolunda birey tek başına başkalarıyla birlikte yolculuk yapar. Bir yol rehberi olmazsa yol bul...
(10 Ağustos 2026 18:58:09)
Cevap arıyorsan aşk sorusuna Gönlünün gözüne sorsana beni Yormak istiyorsan deli gönlümü Sevda yolla...
(09 Ağustos 2026 10:08:49)
Sevgiyi görecekmişsinGörsen nolur istememKalbime girecekmişsinHayır girme istemem Hatanı bilecekmişsinHer şeyi sile...
(08 Ağustos 2026 14:30:24)
Ruhumu açıkta bıraktı tenim Birazcık huzura ihtiyacım varBu kadar üstüme gelmeyin benim Birazcık hu...
(06 Ağustos 2026 17:12:43)
İnsanlar artık bir telefonu açarken, internetten alışveriş yaparken, ev kiralarken, araç alırken hatta bankadan gelen bi...
(06 Ağustos 2026 14:07:18)